Salı, Ocak 1

sarhoş baba sevgisi

Sarhoş baba sevgisi denen bir şey vardı küçükken. Eski babalar sert olur mâlum. Çünkü onların babaları da sert adamlarmış. Dolaysiyle bizim zamanımızda bizimki dahil bazı babalar çocukla yüz göz olmazdı pek. Çocuk gider anasına yaranır, ondan yüz bulur, iş babaya gelince "bak ben senin anana benzemem, yersin tokatı" denir, olası maymunluklar bertaraf edilir ve kendi hesabıma konuşmam gerekirse, tunçtan baba figürü (Freudçu bir deyişle) pipi dürücü bir ifadeyle evin için hırkasını giyip ayva yer ve çatapat sesleri çıkaran daktilonun başında çatapat sesleri çıkarırdı.

Yine de bilirdik ki bizim babamız çok kral adamdı: Bilek güreşinde bize mahsus yenilirdi. Ceketini satar yine bizi okuturdu. Korkardık ondan ama tutup bizi karların içine atınca ya da bize zorla masal anlattırıp kendi uyuyunca anlardık ki o da bizden ve dahası biz ondanız. En hayran olduğumuz özelliği adalet duygusuydu. Bir yaramazlık yapınca babam bizi eşit döverdi. Evde iki piç olduğumuz için kesin suç ortaklığı yapmışızdır da bir bok yemişizdirdi çünkü. Mesela ağabeyim annemin abajurunu söküp, tepesine kağıt havlu sarıp, onu kolonyayla yakıp meşale gibi karşı komşunun kızına mı salladı gece? Derhal tokatlar eşit olarak üleştirilirdi. Genellikle sorgu faslı kısa geçilir, suçüstü durumlarda iddianame hazırlanmazdı.

-N'apıyodun sen orda?!!
-Baba valla...
ÇAT!
- Sen köpek?
- Ben...
ÇAT!
- Yatın zıbarın...

Babamın genç yaşında kaybettiği ağabeyine ait küçük hatıraların olduğu kilitli bir dolabı vardı mesela. Ordu çakısı, donanmadan kalma el feneri, puro kutusu gibi şeyler olurdu içinde. O dolabı açmak yasak olduğu için o dolabı açardık. Annemin firketesiyle...

- Bu dolabı kim açtı?
- Biz açma...
ÇAT!
- Sen köpek?
- Ben...
ÇAT!

Meğer babam dolabı ve çekmeceleri bubilermiş. Sonra anlatırdı bize sırrını keyifle gülümseyerek. Kapağın bir yerine minik bir kağıt sıkıştırır, bir hinlik, bir cinlik eder, dolabın açılıp açılmadığını derhal anlardı. Bir de babam çatapatlarımıza el kordu bayramda patlatırsınız diye. Bayramda o çatapatları hiç patlatamadık elbette. Ha pasa dökünmeyelim diye kazaklarının ardına gizlediği lavanta kolonyasının oralarda bir yerlerde kaybolurdu çatapatlarımız.


Babam ne kadar mahkeme duvarı suratlı olsa da bilirdik bizi çok sevdiğini. Şımarmayalım diye bizi, biz uyurken öperdi ekseriyetle. Sert babaların altın kuralıdır bu... Hele ki eve hafif sarhoş gelse bizi uyandırır, doya doya sever, kafamızı, saçlarımızı öper, okşar, matrak şeyler anlatırdı; bize sorular sorup yanıtlarımızı hafif tiye alır, büssürü de para verirdi. İşte ben o sarhoş baba sevgisini çok, çok severdim.

Şimdi babam ayık, ben sarhoşum. Sarhoşum ama benim de oğlum yok, anasını alayım. Kızım da yok gerçi ama küçük bi' kızım olsa tutamam kendimi yumulurum ona, şımarır, orospu olur. Kalk kız, ayva soy babana... Ama bıçakla kesme. Suyu kaçar. Dökme sobanın kenarında parçalıycam ben onu. Suyu kaçmasın. Kocan olursa ona mahsus bıçakla dilimleyip de götür. O şerefsiz ayvayı susuz yesin. Döverim onu.