Pazar, Ocak 13
bir kahkahanın yorumu
Nedir? Bana göre korku ile kahkaha el ele tutuşan iki kardeştir. Korkmak ve gülmek bir tepkinin iki farklı şekilde vücut bulmasıdır. İnsan beklenmedik olaylar karşısında ya güler ya da korkar. Eğer kendini güvende hissediyorsa güler. Durum komedisi buna dayanır. Eğer kendini güvende hissetmiyorsa korkar. Fakat hemen akabinde güvende olduğuna ayılırsa yine güler. Kamera şakalarındaki matematik de buna dayanır. Kutudan bir yılan fırlar, "anam, anam!" diyemeden daha onun oyuncak bir yılan olduğunu anlamak gibi bir durumdur bu. İşte bu da örneği...
Şimdi tekrar ilk videoda kahkahalara boğulan Kastamonulu garibanı ele alalım. "Bu adamın gülüşünde ilkin beni güldüren sonra da sinirlendiren ne var lan?" diye düşündüm. Şöyle bir yargıya vardım:
Videodaki adamın kahkahasını gülünç kılan beklenmedik oluşu. Onu sinir bozucu yapan şey de abartılı ve artniyetli oluşu. Peki bu adam neden düşen bir insana bu denli coşkuyla, şehvetli bir arsızlıkla gülüyor?
Çünkü adam kahkaha atmıyor, cinayet işliyor. Hınçla, bıçak saplar gibi gülüyor düşene. Kendisi ne zaman "düşse" biri ona böyle gülmüş. Herkesin içinde çükünü dürüp eline vermişler. Yıllarca boynuna asıp gezdiği dürük çüküyle içinde cinai bir his birikmiş. Şimdi o da kafesteki maymunlar deneyindeki gibi düşenlere gülüyor, büyük ihtimalle neden güldüğünü bilmeden. Yani kendisinin intikamını alıyor hiç tanımadığı birinden.
Gülmesindeki bir diğer motivasyonun da kıskançlık olduğu "Cross bu işte, cross!" deyişinde açığa çıkıyor. "Sen ilgi çekiyorsun. İşte burada toplanmış, seni izliyoruz. Ben bile seni izlemeye gelmişim. Ama ben de elimde imkânlar olsaydı, senin gibi cross yapabilir, ilgi toplayabilirdim. Ben cross yapmaktan (ya da benzer bir yolla topluluk içinde sivrilmekten, öne çıkmaktan) mahrum kaldım. Şimdi sen de düş o zaman. Düş ki haksızca elde ettiğin imtiyazın bedeli ödenmiş olsun, adalet yerini bulsun."
Bu kahkayı bu garibanla sınırlı tutmak elbette mümkün değil. Bizimki gibi doğu toplumlarında topluluk içinde sivrilmek ayıplanır. Bireyin, topluluğun önüne geçmesi pek çok doğu toplumunda, hatta Avrupa dışı toplumların hemen hemen tümünde ayıplanır. Türkiye'den doğuya gidildikçe topluluk olma hissi artar. Iran'da daha baskındır bu. Hindistan'da zaten kast sistemi var. Kore'de iyice sertleşir. Japonya'da ise hepten boku çıkar. Öyle ki Japonlar'da "ben" kelimesinin iki karşılığı vardır. Bir tanesi normal bireye işaret eder. Doktor karşısında duran "ben" gibi. Bir diğeriyse "biz-ben" anlamına gelen "Amae"dir. Ne var ki bu konuyu şimdilik burada bırakıp ilk uçakla yurda dönelim:
Türkiye toplumunda da garibanlaştırdığımız insanlar milyonlarla olduğu için merdiven çıkanın paçasından çekme, zirveden düşenle alay etme, saldırganca, yıkıcı eleştiriler üretme konusunda oldukça ileri seviyelerdeyiz. Hatta sivrilmeye çalışmak şöyle dursun, ne denli gariban olduğumuz konusunda biribirmizle yarışmaktan da örtük bir haz duyarız. "Seninki acı mı, esas ben acı çekiyorum" diyerek başkasına bırakmadan sırtımızı zincirlerle döveriz. "Bakma böyle olduğuma kardeş, ben aslında aranızdan ayrılacak biri değilim, benim durumum seninkinden de vahimdir, kıskanmayasın beni" demeye çalışırız gizli gizli içinden çıkıp gideceğimiz odanın dışına ümitle bakarken.
Fırsat eşitliği yaratmak için çabalamak yerine, fırsat eşitsizliğinin yarattığı dramı kaderci bir zihniyetle yüceltir, çaresizliğimizi ve başkalarının talihsizliğini ilâhi adalete bağlayarak sorumluluktan kaçarız. Belki de bu nedenle toplumumuz bireylerden değil, cemaat ve tarikatlerden oluşur. Birey olmanın sorumluluğunu taşımaya üşeniriz. kendimizi bile Allah'a havale ederiz. Amma ve lâkin artık benim için sofradan kalkma vakti. Siz takılın.. Neş'e ve kahkahayla kalın. Çıkarken kapıyı çekersiniz.
"Bir insanın neye güldüğünden zekâsını, gülüşünden terbiyesini anlarsın."
